GÜLİ RANA

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Hakkımda

*Allah için olan aşk,elbette bir nimettir,azı çile olsada pek çoğu ganimettir ...(GÜLİ RANA)... MA UÇA ZUĞAŞİ BOZOMOTA GAVSİ SANİŞİ BERE VORE


Kategorilerim



Yazılarım

Manevi Yola Talip Olan İnsan Neler Yapmalıdır?
YA VARSA!
Niyet Amelden Üstündür
VARSA GÖSTER
Gecipte aynaya soran varmı ?


Arkadaslarım

Blogcu Yardım
lalezar2222
cankurban
simuzer60
nisanur83
yeditube
nuruahsen
edebinur
canahmedimsav
allahbesbakiheves


Bağlantılarım

* GÜLİ RANA space
* Gavsisanim.tr.gg
* Seymes.com
* Bilvanis.net
* Menzil.net
* Semerkand dergisi.
* Radyo onbeş
* Semerkand aile dergisi
* semerkand pazarlama
* Yolcu.spaces


Zıyaretcılerım





başlık




Dost sıteler



Zaman












Manevi Yola Talip Olan İnsan Neler Yapmalıdır?



Manevi yola talip olanların bazı vazifeleri vardır. Manevi yola tâlip kişi; Allah-u Zülcelâl'e iman, sevgi ve muhabbetle ibadet etmeli ve bütün mahlukata şefkat ve merhamet göstermelidir. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)'i herşeyden ziyade sevmeli ve onun Al'ine, Evladı'na, Ezvacı'na, Ashabı'na ve Ensarı'na muhabbet etmelidir.
Allah-u Zülcelâl'in bütün emirlerini severek ifa etmeli ve O'nun bütün nehyettiği şeylerden kaçınmalıdır.
Helalden kazanmalı, helal lokma yemeli, helal giyinmeli ve helal yerde oturmalıdır. Yalandan sakınmalı, her zaman ve her yerde doğru olmalı, daima doğruluğu tavsiye etmelidir. Her halinde cömert olmalı; helalden kazandığını, Allah yolunda, Allah için infak etmelidir. Son derece sabırlı olmalı. İmanda, ibadette, musibetlerde sabretmeli ve başkalarına da sabır tavsiyesinde bulunmalıdır. Beş vakit namaza devam etmeli ve namazı Allah-u Zülcelâl'in en büyük nimetlerinden biri olarak bilmeli, mümkün olduğu kadar cemaate devam ederek, namazmı cemaatle eda etmelidir. Beş vakit namazlarını kıldığı gibi, nafıle ve sünnet namazlarını da terketmemeli, elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar bu namazlara devam etmelidir. Özellikle gece namazı olan “teheccüd” namazını mutlaka kılmalıdır.
Manevi yola tâlip kişi; elinden geldiği kadar Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)'in sünnetini ihya etmelidir. Zengin ise, zekat ehline zekatını seve seve eda etmeli, dünya malından nasibi az olup fakir ise sadaka vermeli, bedenen ve lisanen insanlara yardım etmeli ve faydalı olmaya çalışmalıdır. Gayet temiz olmalı, zahirini pisliklerden, batınını yani kalbini kötülüklerin başı olan ucb, riya, kibir, kin, gazab, hased, su-i zan gibi çirkin huylardan, lisanını gıybet ve iftiradan; gönlünü mal, rütbe ve makam sevgisinden temizlemeli ve arındırmalıdır.
Mürşidinin huzurunda iki dizi üzerinde oturmalı ve fazla söz söylememelidir. Bilhassa, lüzumsuz sözlerden ve çirkin hareketlerden şiddetle kaçınmalıdır. Bu gibi haller manevi yola tâlip kişinin feyzine mani olacağından, mürşid huzurunda edeple oturup kalkmalı, edeb dairesinde konuşmalıdır. Manevi yola tâlip kişilerden, yeryüzünde mevcut olan bütün mahlukat razı olmalıdır. Manevi yola tâlip kişi, her zaman ve her yerde abdestli gezmelidir. Günahlarını gözünde büyütüp, istiğfara devam etmeli, işlediği suçları ve günahları katiyyen unutmamalı, o suça pişman olarak gözyaşı dökmelidir.
Kendisinden bir kötülük meydana gelirse ancak nefsine uyduğunu unutmamalıdır. Fazla yemek yememelidir. Sofraya iyice acıkmadan oturmamalı ve sofradan doymadan kalkmalıdır. Manevi yola tâlip kişi, mürşidinin verdiği “vird” derslerini yerine getirmeli ve kalben daima Allah-u Zülcelâl'i zikretmelidir. Manevi yola tâlip kişi: herhangi bir kimseyi kendi nefsi için sevmemeli veya herhangi bir kimseye de kendi nefsi için düşman olmamalıdır. Allah için sevmeli ve Allah için buğz etmelidir.
Manevi yola tâlip kişi: mürşidini hiç hatırından çıkarmamalı, her gün, gece ve gündüz rabıtaya devam etmelidir. Manevi yola talip olan kişi, her işin Allah'tan olduğunu bildiğinden, kazaya rızadan başka çare olmadığını anladığından dolayı, Hakk'a teslim olmalı ve daima Hakk'tan razı bulunmalıdır.
Manevi yola tâlip kişi eline, beline ve diline sahip olmalıdır. Elini hıyanetten, belini şehvetten ve dilini gıybetten sakındırmalıdır. Dilinin ucuna gelen her sözü söylememeli, sır saklamasını bilmeli, kimsenin ayıbını yüzüne vurmamalı ve hiç kimsenin kalbini incitmemelidir. Manevi yola tâlip kişinin elinden ve dilinden, bütün insanlar emin olmalı ve hayırlı şeyler görmelidir.
Manevi yola tâlip kişi, mürşidine, bir ölünün yıkayıcısına teslim olduğu gibi teslim olmalıdır. Bunun için, mürşide uymak, onlara Hakk'a tabii oldukları için sevgi ve muhabbet beslemek şarttır. Zira mürşidler müridlerinin çobanı gibidir.
Çobanı olmayan koyunları kurt kapar.
Talip olup hak yolunda yürümek isteyen, mutlaka bir mürşide intisap etmelidir

Tarih: 22:20, 13/10/2009 Kategori: tasavvuf
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

YA VARSA!




KISSADAN DERSLER




Rabbim ALLAH'tIr deyip güzel işler peşinde koşan kimseden daha akıllı ve haklı kim vardir? Mide icin yaşamak maharet değildir O işte hayvanlar insanlardan daha öndedir Insanin şerefi ve asıl işi mide degil, marifettir Marifet, icinde yaşadığı mülkün sahibini tanımak ve O`nun mülkünde edep üzere yaşamaktir

Rabbini unutup nefsine tapan, mide ve menfaati icin yaşayan kimsenin şerefi, midesinden çıkan kadardır

Mümin, ALLAH ile emniyet bulmuş kimsedir ALLAH tarafindan mümine azaptan emniyet garantisi verilmiştir

Mümin, dünya ve ahirette kötü hallerden ve azaptan korunmuştur, cünki imanı ona her güzel şeyleri emreder, ondan temiz işler ister, kendisini cirkinliklerden uzak tutar

Iman nurdur Nur hayat sebebidir Nur, atıldığı kalbi diriltir, temizler, süsler, tatlandırır ve huzura ulaştırır

Isläm, selamet demektir Kim iman dairesine girip Isläm"in hüküm ve edeplerine SIMSIKI sarılırsa, bütün bozuk işlerden korunur, rahmet ahlakı üzere olur, ölünce ebedi saadeti bulur Bu yüce ALLAH"in verdigi bir garantidir

Allah Teälä buyurur ki:



"Hiç ALLAH"a iman edenle, haktan uzaklaşan FASIK kimse bir olur mu? Bunlar elbette bir olamaz

Iman edip güzel işler yapanlara gelince, onlar icin yaptiklari güzel işlere karşılık olarak me`vä cennetleri vardir; orada yerleşip kalacaklardır

Küfür ve isyanla hak yolundan çıkanlara gelince, onlarin varacaklari yer ateştir Oradan her çıkmak istediklerinde ateşe geri çevrilirler ve kendilerine, `Yalanlayıp inkar ettiginiz cehennem ateşini tadın`denir" (secde; 32/18-20)


*******

ateşin yakmadığı aşık, dilaver selvi

semerkand yayınları

Tarih: 22:15, 13/10/2009 Kategori: tasavvuf
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Niyet Amelden Üstündür



Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler." (A'raf; 18O)
Allah-u Zülcelal'in doksan dokuz tane ismi vardır. Bu isimlerin her bir tanesi bir manayı taşıyor. Onlardan bir tanesi Hasib ismidir. Bu ismin manası; herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen...
Allah-u Zülcelal her şeye kâfidir. Bütün insanlara mahlukata kâfidir. Onun içindir ki Nemrut, İbrahim (A.S)'i ateşe atacağı zaman, yaktığı ateş göklere çıkıyordu. İbrahim (A.S)'ı yukarıdan ateşe atacağı zaman, Cebrail (A.S) yanına gelip: "Senin yardımına geldim." dedi. İbrahim (A.S) da: "Allah-u Zülcelal bana kâfidir." dedi.
Bakın, firavun ne kadar Allah-u Zülcelal'e karşı âsi idi. Daha rububiyet (kendini rabb olarak ilan etmeden önce) kendi binasının üzerinde: "Bismillahirrahmanirrahim" yazılı idi. Firavun kendini rabb ilan ettikten sonra, Musa (A.S) ona beddua etti, Allah'a yalvardı: "Ya Rabbi onu helak et, kendini rabb ilan etti." dedi.
Allah-u Zülcelal ona bir şey yapmıyordu. Musa (A.S) tekrar tekellüm ediyordu: "Ya Rabbi! Onun neyi vardır ki, onu helak etmiyorsun?" dedi. Allah-u Zülcelal: "Ya Musa! Sen onun helak olmasına bakıyorsun, ben de onun binasının üzerindeki: 'Bismillahirrahmanirrahim'e bakıyorum, nasıl helak edeceğim onu?" buyurdu.
Hatta bir adam; Allah-u Zülcelal'in aşk ve muhabbeti için sekarat esnasında kendi çocuklarına: "Benim göğsüm ve alnımın üstüne Besmele-i Şerif ile kelime-i şehadeti yazın!" diye vasiyette bulundu. Söylediği şekilde yazıp, kabire koymuşlar. Münker ve Nekir: "Bunlar senin üzerinde var iken, biz sana yaklaşamıyoruz." deyip geri dönmüşler... Her insan korkudan dolayı dese ki: 'Ben de böyle yapayım' tabii ki, öyle yapmayla olmaz. İnsan da öncelikle Allah-u Zülcelal'in muhabbeti olacak. Aksi halde, muhabbet yoksa kesinlikle olmaz.
Allah-u Zülcelal'in bir ismi de Hâfız; her şeyi muhafaza edendir. Bu gibi isimlerin manasından gafiliz. Allah-u Zülcelal'e inanıyoruz ama nasıl? İnsan ancak bu isimlerle Allah-u Zülcelal'i tanıyabilir. Bakın insanın vücudunda hem ateş var, hem su vardır. Hava, su, toprak ve ateşten mürekkebiz. Peki, ateş ile su ne kadar birbirine zıttırlar. Suyu ateşin üzerine dökersen, ateşi söndürür. Ateş de suyu buharlaştırır. İşte Allah-u Zülcelal, 'Hafız' ismi ile onları bir arada birbirine zarar vermeyecek şekilde muhafaza ediyor.
Öyle lain şeytanlar vardır ki, eğer Allah-u Zülcelal melekleri ve bizi muhafaza etmezse, bir tanemizi bile sağ bırakmazlar. Bizlere o kadar düşmandırlar ki, Allah-u Zülcelal bizleri muhafaza ediyor, çünkü Allah-u Zülcelal Hâfız'dır, muhafaza edicidir. Allah-u Zülcelal insanların vücutlarını muhafa etmek için yemekler yaratmıştır. Allah-u Zülcelal istese yemeksiz de muhafaza edebilir, fakat bunları vesile kılmıştır. İnsan yemek yediği, su içtiği zaman; vücudu dinç kalıyor. Allah-u Zülcelal, insanı aldığı gıdalar vesilesi ile muhafaza ediyor.
Allah-u Zülcelal'in bir ismi de Habir'dir. Yani; Allah-u Zülcelal insanın niyetinden, kalbinden fikrinden geçen şeyleri bilir. Aynı zamanda zahiri âzâlarınında ne yaptığını bilmektedir...
Bir insan bir kadına baksa, zaten onun bir kadına baktığını biz de görürüz ki; Allah-u Zülcelal'in yanında onu görmek ve bilmek hiç zor değildir. Allah-u Zülcelal insanın kalbinden, fikrinden, niyetinden geçenleri 'Habir' ismi ile biliyor. O manayı (Allah-u Zülcelal insanın niyetinden, kalbinden fikrinden geçen şeyleri bilir) 'Habir' ismi taşıyor. Allah-u Zülcelal her şeye 'Habir'dir.
İnsan niyetini Allah-u Zülcelal'e karşı sağlam tutmalıdır. Sağlam ve doğru niyet Allah-u Zülcelal'in yanında çok önemlidir. Çünkü kıyamet gününde insanların makam ve derecesi, onun aklı ve niyetinin sağlam olmasına göre değişir. İnsan aklı ve niyeti Allah-u Zülcelal'e karşı ne kadar sağlam olursa, derecesi de ona göre değişir, Allah-u Zülcelal'in yanında derecesi o kadar yüksektir. Onun içindir ki, Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
"Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır." (Taberani)
Çünkü amel yaptığı zaman olabilir ki, içine riya girer, Allah-u Zülcelal için yapmaz ya da yaptıktan sonra da riyaya girebilir. Mü'min olan kimse, bir hayrı yapmak için gayret gösterdiği halde, o hayrın bazı şartlarını yerine getiremediği için, o hayır noksan olabilir, ama niyette noksanlık olmaz. Onun için de mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.
İnsan daima Allah-u Zülcelal'in yanındaki sevaplara niyetli olmalıdır. Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak için niyetli olmalıdır. Ashab-ı Kiram'dan Hanzala (R.A) henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Hz. Peygamberimiz (S.A.V), Ashabı'nı toplayarak, İslam'a saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekke'li müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak Sahabi'ler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala'nın evine uğradı. Bu karar ve Hz. Peygamber (S.A.V) 'in emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud'a gitmek üzere hemen Sahabe'nin arkasından koşmaya başladı ve Ashab'ın arasına katıldı.
Harp sona erince müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı Hz. Peygamber (S.A.V)'in emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen Hanzala'nın dul hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları Hz. Peygamber (S.A.V) cevaplıyordu.
En son olarak soru sorma sırası, şehid olan Hanzala'nın hanımına gelmişti. Hz. Peygamber (S.A.V) 'e yaklaşarak: "Ey Allahın Resulü! Hanzala nerede?" demesi üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) cevabında: "Hanzala şehit oldu." buyurdu. Bunun üzerine Hanzala'nın hanımı: "Ya Resulullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübarek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar."dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) yarı hüzünlü bir şekilde:"Sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm."buyurdu. Bunun üzerine bütün Sahabi'ler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala'yı aramaya başladı. Daha sonra sahabiler Hanzala'nın henüz vücudu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular. Hz. Peygamber (S.A.V)'in müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için ona ''Gasilü'l-Melâike'' yani "meleklerin gusül ettirdiği" Hanzala denir. Bu evlilikten Ashab'ın büyüklerinden Abdullah dünyaya gelmiştir." (İbn Hacer)
İşte Allah-u Zülcelal için gusül abdesti almaya fırsat bulamadan, niyetini Allah rızası için cihada çevirdi ve bir iki saat harp yapıp şehitlik mertebesine yükseldi. Eğer kendi keyfine uysaydı, Allah-u Zülcelal bu kadar mükafat vermezdi. Allah-u Zülcelal'in rızası için niyet etti ve mükafatını aldı.
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...

Tarih: 22:12, 13/10/2009 Kategori: tasavvuf
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



Güli Rana space girişi




-->